Archive for the ‘İngilizce Oyunlar’ Category

indirBugün de birazcık ortalığı kızıştıracak, adrenalin arttıracak bir yarışma paylaşacağım sizlerle. Hedef yaşımız yine 9-10. ya da 11.

Peki ne yapacağız?  Çeviri yapacağız!

Yaş grubu ve malum eğitim modelleri neticesinde öğrenciler yazıya ve doğal olarak görsele daha çok ilgi duyuyorlar. Tabi içinde bulundukları dönem itibariyle de somut ve görsel onlar için önemli bunu biliyoruz ama gelişmesi gereken bir diğer özellik de işitme duyusu. daha doğrusu özellikle yabancı dil öğrenirken yapılması gereken en önemli işlerden birisi kulak aşinalığı kazanmak. bunu da tabi sürekli deftere yazı yazarak yada sınav olarak kazanamıyor bu yaş grubu. Bu nedenle bu çeviri oyunu hem kulak aşinalığı kazandırıyor hem de onları üretime geçiriyor.

bu oyunu oynarken ki çoğu zaman ilk seferde öğrencilerden şöyle bir istek geliyor: “Öğretmenim bir kenara not alsak olmaz mı?”

Cevabımız kesinlikle “HAYIR” olmalı sevgili meslektaşlarım :)                                                                                     

Takım olarak çeviri yapma oyunu da hem öğretici hem de zihin geliştirici bir oyundur. Önceki derslerde ya da o derste öğrenilen konuyla ilgili cümleler kurmak ve çeviriler yapabilmek için sınıf iki takıma ayrılır. Öncelikle her iki takım da kendilerine İngilizce bir isim verirler.Öğretmen burada lider konumundadır ve cümleleri veren kişidir. Öğrenciler bu oyunu oynarlarken herhangi bir şekilde not almak kitaba bakmak vs yasaktır sadece duyarak yapılması gereken bir çalışmadır.

Öğretmen, öğrenciler hazır olduğunda önce kolaydan başlayarak cümleler söyler. Mesela eğer “have got-has got” konusu öğrenildiyse bu konudan yola çıkarak olumlu, olumsuz ve soru cümlesi örnekleri verilebilir. Cümle söylenir belirli bir süre beklenir ve cevap alınır. Doğruysa tahtaya 10 puan yazılır.

Oyun bu şekilde devam eder. Önceden de belirttiğim gibi her takımın belli bir süresi vardır ve bu süre içerisinde ortak bir karar verip cevabı söylemezse oyun hakkı diğer gruba geçer ve diğer grup bu soruya doğru cevap verirse puanı kazanır. Oyun bu şekilde devam eder, burada önemli olan çok kolay cümleler değil öğrencileri düşündürecek ve onların kelime dağarcığını geliştirecek cümle yapılarıyla oyunu ilerletmektir. Aslında kolaydan zora doğru gidilmesi bu oyun için daha akıllıcadır çünkü oyunun heyecanıyla öğrenciler kolaydan zora doğru gidildiğinin farkına varmadan zihinlerini bu doğrultuda geliştirebilirler.

Tabi oyunun amacı bir grup kazansın diğeri kaybetsin beter olsun değildir. Bunu da öğrencilere hissettirmemek lazımr. Oyunda kazananları hep birlikte tebrik etmek ve oyundan keyif alındığını belirtmek gerekir.

İyi eğlenceler :)

Görsel

Merhabalar :)

Gönül ister her oynadığımız, her oluşturduğumuz, yeniden yapılandırdığımız oyunu paylaşabilsem sizlerle. 

Genel olarak ilköğretim öğrencileri ile çalıştığım için bu yaş grubuna hitap eden oyunlar paylaşıyorum.Sizler de gönül rahatlığıyla 3-4 ve 5. sınıflarla uygulayabilirsiniz. Zaten belli bir süre geçtikten sonra öğrenciler aralarında da popüler olan oyunlar ortaya çıkıyor ve onlar kendi aralarında öyle güzel rol dağılımı yapıp, görev bölüştürüyorlar ki biz öğretmenlere sadece bunu seyre dalıp keyfini çıkarmak kalıyor.

Eğer yeni bir sınıfla eğitime başladıysanız en keyifli dönemdesiniz demektir. Bir sürü bilinmezliğin olduğu yerde oynanan oyunlar inanın çok daha keyifli oluyor. En basitinden yoklama almak bile. Nasıl mı?

Yeni oyunumuzun adı “attendancy game” 

Oyun ilk bizimle yani öğretmenlerle başlıyor, ilk söz bizim ağzımızdan çıkıyor. “I am here but Zeynep is absent!” diye başlıyoruz oyunumuza. Tabi bir gariplik olacak ya oyunda, Zeynep halbuki sınıfta! O zaman zeynep hemen söz alıyor ve “ne demek ben yokum ben paşalar gibi buradayım” ı  ifade etmek için; “I am here but Mert is absent!” diyerek hemen lafı çeviriyor topu başka bir arkadaşına atıveriyor. Bunu duyan Mert hemen oturduğu yerde dikkat kesilip “yoo I am here kim demiş yokum diye” diyerek hemen sazı eline alıyor. Attendancy oyunumuz bu şekilde devam ediyor ve inanılmaz bir dikkat oyununa dönüşüveriyor bu basit oyunumuz. 

Oyun oynarken tabi yoklama da alınıveriyor ve klasik eğitim modelindeki gibi “Çocuklar yoklama alıyorum susun bakiiim” cümlesine gerek kalmıyor, hem öğrenciler birbirlerinin isimlerini söylerken birbirlerini de dikkate alıyorlar bu da onların sınıf içerisindeki farkındalıklarına çok katkı sağlıyor. Aynı zamanda yine klasik eğitim modelindeki öğretmen merkezcilik yerini öğrenci merkezli bir yaklaşıma bırakıyor. 

Görsel

Bir kez buna alışınca siz unutsanız dahi sınıf kendi yoklamasını kendi almayı unutmuyor hem de derse çok güzel, enerjik ve mutlu bir başlangıç yapılmış oluyor.

Şimdiden iyi eğlenceler :)

Yine uzun zaman olmuş yazmayalı. O zaman hemen iş başına.

Öğrencilerle birlikte keşfettiğimiz bir oyunu paylaşmak istiyorum. Büyükler bile keyif alıyor bu oyundan. Nasıl mı?

Öncelikle oyun alanımızda U şeklinde oturuyoruz, içimizden bir gönüllü diğer arkadaşlarımızın karşısına geçiyor. o artık bizim televizyonda izlediğimiz solistimiz oluyor. Başlıyor İngilizce bir şarkıyı söylemeye, ama bir türlü şarkıyı tamamlayamıyor, ya sesi kısılıyor ya sesinin yüksekliğini kontrol edemiyor, ya yavaş söylüyor, ya hızlı söylüyor ya da uzaktan kumandayla kapatılıyor (!) , ya da şarkısını yarıda kesip başka bir şarkı söylemeye başlıyor. Nasıl mı?

Oyun unsurlarımızdan bir tanesi elimize aldığımız hayali kumandalar. Kumandamızın birden fazla özelliği var. Bir tuşa basıp stop dediğimizde ve elimiz ile dur işareti yaptığımızda  kumanda ekranı kapatıyor ve aynı tuşa tekrar basınca açıyor. Başka bir tuş kanalı hızlandırıyor, bir diğer tuş ise yavaşlatıyor. Daha bitmedi, bir tuş sesi açarken başka bir tuş da sesi kısıyor. Bunları yaparken vücut dilimizi kullanmamız gerekiyor. Örneğin ses kısma tuşuna basıldığında ellerimizi belirli aralıkta açıp yavaşça kapatıyoruz, sesi açmak istediğimizde tuşa basınca da belirli aralıkta karşılıklı tuttuğumuz ellerimizi kocaman açıyoruz. solistimizin şarkıyı değiştirmesini istiyorsak da elimizde otostop işareti yapıyoruz. Aslında kumandamızın kullanışını manüel hale getiriyoruz. bunun gibi beden dilimizi kullanarak belirlediğimiz hareketlerimizi oyuna uyguluyoruz.  (beden dili işaretleri olarak siz kendi belirlediğiniz işaretlerinizi kullanabilirsiniz.)

Solistimiz ekranlara geldi, hepimiz onu izliyoruz. Başlıyor büyük bir hevesle şarkısını söylemeye. Tam o sırada izleyicilerin ilk sırasında oturan kişi elindeki kumandayla sesi kıs işareti veriveriyor. Bunu gören solistimiz şarkısını daha kısık sesle söylemeye devam ediyor.

Tam kısık sesle şarkısını söylemeye devam ettiği sıra bir diğer izleyici elindeki kumandasıyla şarkıyı hızlandır işareti veriyor, bu kez de kısık sesle söylenen şarkı oluyor size ağır çekim bir şarkı. Tam o sırada sıradaki izleyici bir anda stop tuşuna basıyor ve zaten yavaş ve kısık sesli olan şarkı bir anda bitiveriyor. Televizyon kapanıyor. Buna dayanamayan başka bir izleyici televizyonu tekrar açıyor ve soliste kumandasıyla otostop işareti yapıyor. Bu kez de zaten ekranlara yeni geri dönen solist söylediği şarkısını değiştirip başka şarkı söylemek zorunda kalıyor.

Derken tüm izleyiciler kendi isteklerine göre kumandalarını yönlendiriyorlar. Solistimiz duruma çok sinirlense de yapacak bir şey olmadığı için söylenilenlere boyun eğmek zorunda kalıyor.

Bir uyarı: Bu oyun mevcut kahkaha sesleri yüzünden geçici duyma bozukluğuna yol açabilir, benden söylemesi :)

İyi eğlenceler..

english-is-fun (1)Yaz geldi, okullar kapandı, karneler alındı..

Kimilerine göre deniz, kum, güneş olan bu dönem kimilerine göre ise Matematik, İngilizce, Yüzme şeklinde oluyor. Okul dönemine hazır bir şekilde girmek isteyen veliler okullar kapanır kapanmaz kurs, dershane, kulüp ve yaz okulu arayışlarına giriyorlar. Tabi bu durumdan en mutsuz olanlar yine öğrenciler ama onlar da yorucu bir geleceğin onları beklediğini bildiklerinden bu geçici yaz programlarına “hayır” diyemiyorlar.

Peki bu noktada biz eğitimcilere ne gibi görevler düşüyor?

Öncelikle yazın verdiği rehaveti avantaja çevirmeyi bilmemiz gerekiyor. Aslında bu dönem öğrencilerin eğitimlerinden en fazla verim aldıkları da bir zaman dilimi. Ne de olsa yaz programları okul dönemi kadar ağır olmuyor ve okulun kendisi olmadığı için de psikolojik açıdan öğrenciler öğrenmeye daha açık bir halde oluyorlar. İşte bu noktada bunu avantaja çevirmek bizim elimizde. bunu da sadece alınan dersleri eğlenceli bir hale dönüştürürsek başarabiliriz.

Bununla ilgili çok etkili olduğunu düşündüğüm bir örnek paylaşacağım sizlerle.

Etkili bir İletişim Çalışması

portakal01

Eğitim günlerinin ilk günü genellikle en sıkıcı gün olarak bilinir. Ancak ne hikmetse bizim gruplarımızda bu hiç yaşanmaz, bunu sağlayan şey ise oyun yönünden birazcık fazla zengin olmamız sanırım.

Yine bir ilk gün.

Yaş grubu 8-9

Birbirleriyle hiç tanışmamış olan öğrenciler oyun alanına alınır. Öğretmen her öğrencinin eline küçük bir not kağıdı verir. Not kağıtlarının arkasında birer isim yazmaktadır. Bu isim de o an belki yanındaki belki karşısındaki arkadaşının ismidir (sürpriz). öğrencilere kağıtta yazan isimleri hiçbir şekilde sesli söylememeleri söylenir. Gönüllü bir öğrenci ile veya öğretmenin seçtiği bir kişi ile oyun başlar. Tabi öncesinde öğretmen kendisi bir örnek yapmak durumundadır. oyun net bir şekilde anlatılır ve oyun başlar.

Örnek isimler vererek oyunu detaylandırmak istiyorum.

Zeynep elindeki kağıtta Yiğit yazdığını görür ama Yiğit’in kim olduğunu tanımamaktadır. gözlerine baktığı arkadaşlarının bir tanesini seçer ve ona bakarak “You are Yiğit” der. Söylediği kişi Yiğit ise “Yes” cevabı verilir ve bu iki öğrenci tokalaşır. tokalaşırken de birbirlerine “Hello” derler. Artık tanışmışlardır. ama eğer o kişi Yiğit değil ise, “No” cevabı gelir, bu durumda da Zeynep başka bir arkadaşını seçmek için düşünmeye başlar. Oyun bu şekilde bir tur oynanır. Şimdiden öğrenciler birbirlerinin isimlerini akıllarında tutmaya başlarlar bile.

Oyunun ikinci turunda ( ki bu öğrencilerde sıkılma belirtileri olduğunda başlar) öğrenciler oyun alanı içerisinde karışık bir şekilde yürürler ve ellerindeki kağıtları karışık bir şekilde değiştirirler. Öğretmen stop dediğinde tekrar çemberdeki yerlerini alırlar. Ellerde tutulan kağıtlar tekrar bir önceki turdaki gibi ismi tahmin edilen öğrenciye bakarak başlar. Yine isimler üzerinden gideceğim, Zeynep elindeki kağıtta bu kez “Sude” ismini görür. Acaba kimdir Sude, yerler de değişince bu iş iyice karmaşık hale gelmiştir. Zeynep tahmin yürüttüğü bir arkadaşına önce kendisini tanıtarak “My name is zeynep” der ve daha sonra parmağıyla işaret ederek  “You are Sude” diye devam eder. Eğer doğru kişiyse “Yes” cevabını alır. Sonra da tokalaşıp birbirlerine “Nice to meet you” derler. eğer yanlış kişiyse zaten bir kahkaha yükselir ve acaba kim arayışları devam eder.Oyunun ikinci turu da uygun zamanda sonlandırılır.

Sıra gelmiştir oyunun son turuna. oyun alanında orta kısımda minderler kenarlara konularak bir gizli bölme yapılır. gönüllü bir öğrenci oraya geçer. oraya geçen artık olağanüstü güçlere sahiptir ve bir anda herkesi buzdan heykellere dönüştürür. buzdan heykeller tek bir şekilde çözülebilmektedir, ortadaki öğrenci istediği zaman. ortaya geçen öğrenci ismini söylemek istediği bir arkadaşının adını söyleyerek “You are Sude” kalıbını kullanır ve artık Sude çözülmüştür. O halde Sude artık gizli bölmeye gelir ve gücü o eline alır. O da tıpkı biraz önce arkadaşının ona yaptığı gibi istediği bir arkadaşını sihirli sözcükleri söyleyerek çözer.

Oyun herkes çözülene kadar devam eder.

Süre olarak yaklaşık 40 dk süren bu oyun özellikle eğitimin ilk günü için ideal bir isim ve iletişim çalışması olarak uygulanabilir. Zamanın nasıl geçtiğini anlayamayan öğrencilerin yüzlerindeki gülümseme de bize hediye olarak kalır.

Mutlu Dersler… :)

 

ImageYaklaşık 1 ay önce ilköğretim öğrencileri ile uyguladığım yaz okulu programı kapsamında yaratıcı dramadan da yararlanarak bir İngilizce programı oluşturdum. Bu programı oluştururken mevcut ders programı bu sıcak günlerde dersleri daha fazla işkence haline getirmesin diye bolca oyunlu eğlenceli bir program oluşturmaya çalıştım.

Gel gelelim yine yönler (directions) konusuna geldik. halihazırda okulda defterlerine bilmem kaç kez “turn back, turn right, turn left..” yazan sevgili öğrencilerime bir iyilik yaptım ve onlardan kağıt, kalem, defter gibi materyalleri etraftan uzaklaştırmalarını istedim.

 

Halı kaplı sınıfımızda öğrencilerim duvar kenarlarına oturdular, o sırada ben ne yapacağımızı anlattım ve onların da fikirlerini aldım.

Önce sınıfımızın tamamını bir harita yaptık, isteyenler kendi evlerinin civarını isteyenler başka mekanları hayal ettiler ve gözlerinde canlandırdılar. sonra bir gönüllü sınıf kapısının yanında ayakta yerini aldı. İlk önce bize nereyi tarif edeceğini anlattı ve biz de sonradan onu izlemeye koyulduk.

Örnek vermek gerekirse, bir öğrencim evinden başladı ve önce okuluna sonra da annesinin iş yerine gitti ve akşam olunca da evine tekrar geri döndü. tüm bu mekanları anlatırken yolda hangi binaların yada belirleyici özelliği olan nerelerin olduğunu da geçerken bize anlattı. Onun gözünün önüne getirdiği haritayı ve ev-okul-iş yeri- ev dörtgeninin nasıl olduğunu biz bile anladık. Evi ile okulunun yakın olduğunu ama annesinin iş yeri için biraz fazla yol gitmesi gerektiğini yada sağa sola dönüşlerin nerelerde olduğunu çok net gördük.

Sırasıyla tüm öğrencilerim haritalarının başına geçtiler ve her nereye gidiyorlarsa yada gözlerinde her neresinin haritası canlanıyorsa bana ve sınıf arkadaşlarına orayı tarif ettiler.

Gerçekten hem eğlenceli hem de öğretici olan bu etkinlikte aslında düş gücümüzün sınırları nasıl ortadan kaybettiğini, önemli olanın belirlenen çizgiler değil zihnimizde oluşan çizgiler olduğunu bize gösterdi.

Image

Tabi tüm öğrencilerim haritalarını anlattıktan sonra aynı şeyi benim de yapmamı istediler. Tabi ben onlara göre biraz fazla mekan değiştirdiğim için ilk başta nereye gitsem diye baya düşündüm ve haritamda bir oraya bir buraya gidip geldim, en son aklımda kalan kocaman ağızlar ve kahkaha sesleriydi :)

Tüm öğrencilerime teşekkür ediyorum..

 

 

Meyve sepeti..bu oyunun ismini söylediğim zaman bile iştahım kabarıyor. Gözümün önüne çeşit çeşit meyveler geliyor :)

Bu güzelliği bir oyun haline getirmiş yaratıcı drama. Hem de öyle lezzetli bir oyun ki, oynamaktan bıkmıyoruz, tadı damağımızda kalıyor.

Ben de her yaş grubuyla rahatlıkla oynanabilen bu oyunu İngilizce oynamanın da eğlenceli olacağını düşündüm ve sizlerle paylaşmak istedim.

Oyunumuz mevcut katılımcı sayısına göre (örneğin 16 kişi diyelim) mümkün olduğunca eşit gruplara ayrılarak oynanıyor.  4 farklı grupla oynamaya karar verdiysek öncelikle mekanımızda  4 farklı yere yer belirleyici minderler koyuyoruz. Minder yoksa herhangi bir nesneyle de (genişçe bir kağıt veya bir naylon poşet vb.) yerleri belirliyoruz. 4 farklı minderi birbirine eşit uzaklıklarda yere yerleştirdikten sonra 4 farklı meyve ismi söylüyoruz ve herkes istediği meyve oluyor. Daha sonra karışık bir halde herkesin minderlerin üzerinde yerlerini almaları ve her minderde 4erli gruplar oluşturmaları isteniyor. Burada önemli olan grup üyelerinin kendi alanlarından dışarı çıkmamalarıdır. (gruptaki 4 kişi de minderin üzerinde olmalıdır.) Derken minderler üstündeki gruplar tamamlanıyor  sonra içlerinden birisinin gönüllü ebe olması isteniyor ve minderlerin oluşturduğu alanın ortasına geliyor.

Mekanın ortasına gelen gönüllü ebe, grupların hazır olduğuna emin olduğunda istediği bir meyvenin ismini söylüyor (tabi bu sırada kendisi de bir meyvedir) ve hangi meyvenin ismini söylerse o meyveler mekanda yer değiştiriyorlar. Oyunun en önemli kurallarından biri ismi söylenen meyvelerin aynı anda yer değiştirmeleri ve bir tane bile yer değiştirmeyen meyve kalmamasıdır.

Meyveler yer değiştirdiği sırada eğer gönüllü ebe kendine minderlerden bir yer bulursa hemen oraya geçer, bu onu ebelikten kurtarır ve dışarıda kalan kişinin ebe olmasına sebep olur :)

Oyunumuzun en heyecanlı yeri ise ebenin ortalığı karıştırmaya başladığı zamanlarda bir meyve ismi değil de “meyve sepetiiii” yada tabiki de “fruit baskeettt” dediği yerdir ki o anda tüm meyveler yer değiştirmek zorundadır.  Ha ha öylesine eğlenceli oluyor ki gözümün önüne geldi şu anda :)

Bu arada söylememe gerek var mı bilmem ama oyunu kıpır kıpır bir müzik eşliğinde oynamak da lezzete lezzet katabiliyor..

Tabi oyunu oynarken kendimizi eğlenceye kaptırıp meyvelerin İngilizce isimlerini söylemeyi unutmayalım ki oyunun lezzeti kaçmasın :)

Birkaç örnek meyve adı da ekleyeyim;

1. apple  

                   2. pear

                                   3. orange

                                                      4.lemon

5. grapes

                        6. cherry

                                                7. strawberry

8. pineapple

9. mango      10. watermelon     11. melon      12. banana      13. kiwi       14. peach

Sevgiyle ve oyunla kalın :)

Çok bilinen ama oynandıkça geliştirilen bir oyunu paylaşmak istiyorum sizinle. Özellikle ingilizce cümle kurmayı yeni öğrenen küçük misafirlerimiz için ideal ve oldukça eğlenceli bir oyun. İşte buyurun,

“İngilizce Kelime Tamamlamaca”

Konumuz neyse önce kendimizi ona göre hazırlıyoruz. Mesela şimdiki zamanı öğrendiysek, şimdiki zaman ile ilgili cümle yapısını ve olması gereken kuralları önce bir tekrar ediyoruz. Sonra sınıfımızın mevcuduna göre bir sıra düzeni oluşturuyoruz. Kuracağımız cümleler en az 3 en fazla 6 kelimeden oluşacak şekilde değerlendirmemizi yapıp sınıfı bu şekilde bilgilendiriyoruz. Aslında kelime sayısını bu şekilde sınırlandırmasak da oluyor yani bu da tamamen öğretmenin sabrına ve yaratıcılığa olan sınırına kalmış bir durumdur.

Oyunumuz çok kolay, amacımız her öğrencinin cümlenin gidişatına göre uygun kelimelerle birleştirilerek bir cümle oluşturulması.

İlk öğrenciye start verildiğinde ondan istediği biz özne ile cümleye başlamasını istiyoruz.

Örneğin, ilk öğrenci “he”, ikinci öğrenci “is” , üçüncü öğrenci “going”, dördüncü öğrenci “to” ve beşinci öğrenci de “Ankara” diyor. Bunun gibi çok farklı, bazen komik bazen de çok anlamlı cümleler oluşturulabiliyor. Hatta ben bu oyunu oynatırken biraz da ritim katmak için parmağımla işaret ettiğim öğrencilerin kelimelerini tekrar söylemlerini istiyorum. Bazen karışık şekilde parmağımla işaret etmeye devam ediyorum ve ortaya melodik ve komik bir harmoni de çıkıveriyor. Mesela “he” diyen öğrenciye sırası geçmesine rağmen tekrar dönüyorum ve aynı tonlamayla “he” demesi için gözlerinin içine bakıyorum. Bunu hızlıca ve karışık olarak yapınca sanki müzik dersindeymişiz gibi oluyor. Tabi çok da uzatmıyoruz ki asıl konuyu kaçırmayalım, cümle yapısını unutmayalım diye.

Bu oyun her konuyla oynanabiliyor en güzel yanı da bu. İster zamanlar olsun ister “can/can’t” gibi cümleler olsun hiç fark etmiyor. Sadece biraz prepozisyonlarda zorluk çıkıyor onda da küçük ipuçları veren öğretmenler imdada yetişiyor.

Peki, bu oyun daha farklı oynanır mı? Fikri olan?

Sevgiler..

Merhaba,

Geçtiğimiz günlerde sizlerle yaratıcı dramanın aşamalarından ve birazcık da işlenişten bahsetmiştim. Bugün de çok taze bir ısınma uygulaması çalışması paylaşmak istiyorum.

Bu çalışma en az 5 kişi olmak suretiyle ders öğretmeninin kabiliyetine göre 15-20… öğrenci ile de yapılabilir. Kabiliyetten kastım malum öğrenci sayısı arttıkça doğru orantılı olarak artan gürültü derecesini kapsamaktadır.      

 

Çalışma öğrencilere verilen “stand up” komutu ile başlıyor ve çalışmanın yapılacağı uygun mekanda öğrenciler yerlerini alıyorlar. Bu gibi çalışmalarda mümkün olduğunca az kazaya yol açacak bir sınıf ortamı olması gerekiyor. U şeklinde yapılmış sıralar için ise biçilmiş kaftan.

Bana göre “sahnenin ortasına” gelen öğrencilere kısaca ne yapılacağından behsediyoruz. Yani vereceğimiz komutlara göre öğrencilerin nasıl hareket edecekleri, ellerimizi çırpıyorsak bunun ne anlama geldiği vs.

 

Komutların ne demek olduğunu anlayan yani hazırbulunuşluk düzeyleri yeterli duruma gelen öğrencilerimize o gün ne ile ilgili ısınma çalışması yaptıracaksak o konuyla ilgili komutlarımızı vermeye başlıyoruz.

Örneğin, sınıfa yeni gelen bir öğrenci varsa (veya yoksa da fark etmez aslında) tanışma ve iletişim çalışması yapalım. Yaratıcı drama ile ilgilenenler bilir hani bir tabir vardır “mekanda karışık yürüme” diye. İşte biz de “let’s walk in the classroom” diye bir komut veriyoruz ve öğrenciler mekanda yürümeye başlıyorlar. Tabi aynı yönde veya farklı yönde yürümelerini lider belirleyeceğinden ek komutlar da verilebilir.

Bir süre mekanda yürüyen öğrenciler öğretmenin ellerini çırpmasıyla duruyorlar ve hemen yakınlarındaki arkadaş veya arkadaşlarıyla grup oluşturuyorlar. Burada da “stop, make groups, (yanlarına giderek) you two, you three..gibi bazı yönlendirme ihtiyaçları doğrultusunda komutlarına devam eden öğretmen asıl yapılacak olan etkinliği anlatır. Zaten ilk başta da neyle ilgili çalışma yapacaklarını bilen öğrenciler aldıkları komutlarda yüksek bir başarı göstereceklerdir.

 

Tanışma ve iletişim konulu bir etkinlik ise eğer, grup olan öğrenciler birbirlerine “what is your name?, how are you?” gibi sorular yöneltebilirler. Eğer ki daha farklı bir ilerleyiş istenirse “I like apples, do you like — Yes, I do.?” veya ” I am very happy today, are you?–Yes, I am happy today” gibi dialoglar da yapılabilir. Bu tamamen o gün işlenen konuya veya öğretmenin özellikle vurgulamak istediği konuya göre değişebilir. 

Öyle ki başlangıçta isim sorma soruları, nasılsın soruları çok kolaymış gibi görünüyor ancak ikili diyaloglar yapılırken aslında çok minik hataların yapıldığı ve bu hataların çok kalıcı hatalar olduğu görülebiliyor. Öyle ki normal bir sınıf ortamında öğrenci aynı hatayı yapsa ne yazık ki duygusal olarak etkilenmesi muhtemel.Ancak diyalog halindeyken ve etrafında en az birkaç çift de aynı şekilde etkinliğe katılıyorsa öğrenci o sırada kendi yaptığı hatanın duygusal olarak etkilenilecek bir hata olmadığını düşünüyor. Dolayısıyla, hataların en az zararla kurtarılabileceği bir ortam sağlayan drama aslında fark ettirmeden ve en önemlisi öğrencinin rencide olduğunu düşünmeden hataların üstesinden geliyor.

En güzel yanı da şu, birbirlerinin gözlerinin içine bakan ve tanışma sorularını gerçekten birbirine bakarak sorabilen yani iletişim kurmayı öğrenen minik bireyler görüyorsunuz bu çalışmalarda.

Çalışmanın birkaç kez tekrarlanması bir süre sonra alışkanlık yapacağından, öğretmenlerin buna da dikkat etmesi gerektiğini de söylemeden geçemeyeceğim :)

İyi çalışmalar, dramalı günler :)

Geçen hafta çocuk gruplarımdan birinde “this” ve “that” ile başlayan cümleleri çalışıyorduk. Ancak malum konuyu zaten okullarında inceleyip üzerine tonlarca alıştırma veyahut da ödev verilmiş olduğunu düşünerek tahtaya yazdığım cümle sayısını yarı yarıya indirdim ve masamın alt çekmecesinde duran el işi kağıtlarından bir tanesini aldım ve öğrenci sayısını da dikkate alarak 4’e bölünebilen bir sayıda küçük parçalara ayırdım. Çocuklar tahtada yazılı cümleleri defterlerine geçirirken o sırada yeni öğrendiğimiz kelimeleri de kullanarak her bir kağıda “this” , “is”, “a-an”, “door(çeşitli nesneler) yazdım. Arada bir meraklı gözlerle bana baksalar da başta pek anlamadılar ne yaptığımı. Sonra yazılarını bitirdiklerinde “close your eyes” dedim ve gözlerini kapattılar. Her birinin masasına karışık şekilde kağıtlardan dağıttım. Daha sonra “open your eyes and look at your paper” dedim ve çocuklar gözlerini açıp kağıtlarına baktılar. Ellerindeki kağıtlarda yazılı olan kelimelere göre sınıfa dağılmalarını ve kendilerini tamamlayan eşler bulmalarını ve anlamlı bir cümle oluşturmalarını söylediğimde ise sınıfı bir heyecan aldı ki sormayın. Herkes birbirinin yanına gidip elinde yazılı olan kelimeye baktı hatta öyle güzel manzaralar oldu ki mesela birbirlerine “sen bize lazımsın, sen değilsin” gibi ağızlarından çıkan komik cümleleri yakalayabildim.

Bir süre sonra tüm kelimeler birleşti ve cümleler oluşturuldu. Cümlelerini oluşturanları tahtaya çağırdım ve hemen hemen aynı sürede tüm gruplar tahtanın önüne geldiler. 

Kağıtlarını sınıfa doğru tutmalarını ve yan yana durarak herkesin okuyabileceği tam bir cümle oluşturmaları gerektiğini onlara söyledim. Bir baktım ki karşımda 4 farklı cümle duruyor. Tek tek kendi kelimelerini okutup ardından bir bütün olarak oluşturdukları cümleleri çocuklara yüksek sesle okuttum. 

Bu oyunu o kadar çok sevdiler ki hele de o kargaşa anında yaşadıkları gerilim dikkatlerini bir yere nasıl odaklamaları gerektiğini fark ettirmeden gösterdi onlara.

Aslında oyunda benim de gözlemlerimden fark ettiğim bir detay vardı ki ben de hayran kaldım. Oyunda cümlelerini oluştururken aslında nasıl da bireysellikten uzaklaştıklarını ve aralarında hiçbir ayrım yapmadan birbirlerine ihtiyaçları olduklarını ve bunun bir grup başarısı olduğunu çok iyi gözlemledim. Oyunun sonunda da bunu fark edip etmediklerini onlara sordum. İşte en güzeli de oyunun amacına ulaştığı ve kazanım sağlamasıydı.

Bu oyunu sıklıkla oynatıyorum hatta sınıf mevcuduna göre eksik kalan sayı olursa ben de kendime bir kağıt ayırıp gruplara dahil oluyorum. Hele de öğretmenle aynı grupta olmaları onları öyle mutlu kılıyor ki. 

Sırası gelmişken sevgili eğitimci arkadaşlarım, bu oyunu sadece “this” ile değil bu şekilde “that, these, those” ve benzeri her türlü cümle kurma etkinliği ile kolaylıkla uygulayabilirsiniz. Grup dinamiğini çok güzel sağlayan ve aynı zamanda cümle kurmayı eğlenceli hale getiren bir çalışma olduğu için şiddetle tavsiye ediyorum.

Kolaylıklar..

İngilizce Oyunlar kategorimde sizlerle paylaştığım “sıfat oyunu”nda olduğu gibi şimdi de bunun farklı bir versiyonu olan “fiil oyunu”nu paylaşıyorum.

Bilindiği üzere fiiller de yıllardır öğrenmeye çalıştığımız ama kah bir sınavda kah okul hayatımızda karşımıza geldiğinde “fiil neydi ya?” diye kendimize sormaktan geri durmadığımız bir terim.

İşte aynı Türkçe’de olduğu gibi İngilizcede de tabiri caizse “baş belası” ezberlerdendir fiiller. Hani hep vardır ya bir İngilizce öğretmeni gelir ve tahtaya S+V+O yazar. Yanlış değildir elbet, mutlaka yazılması ve öğrenilmesi gerekir. İşte oradaki “V” çoğu zaman “V” harfidir sadece. “Verb” değildir öğrenciler için :)

 

İşte Verbs yani fiiller için de aklıma gelen bir oyun fikrini paylaşacağım sizlerle.

EĞLENCELİ BİR FİİL OYUNU

Oyunda hedef fiillerin öğretilmesidir. Yada o zaman kadar yapılmış ezberlerin boşa gitmemesidir :)

Oyunda öğrenci sayısının çok önemi yoktur ama her zaman olduğu gibi kalabalık gruplarla oynanması oyunu daha eğlenceli hale getirecektir.

Önce tüm sınıf büyük bir çember oluşturur. Çemberin ortasına gönüllü bir kişi geçer. Bu gönüllü kişi yalnızca birkaç dakikalığına orada olacağı için önce kimin geçtiğinin pek önemi de yoktur :)

Çemberin ortasındaki kişi oyuna -kendi ismini söyleyerek- örneğin “Burcu says that” diyerek başlar. Yani her ortaya gelen kendi adını söyler. Zaten oyunun adı da “… der ki” oyunudur.

Ortadaki kişi söylemesi zorunlu cümlersini (Burcu says that) der ve akabinde herhangi bir eylem söyler. Mesela “Burcu says that..JUMP” şeklinde olabilir. Çemberin dışındakiler çemberin ortasındaki kişi ne derse o hareketi yapmak durumundadır. Eğer “jump” denildiyse tüm sınıf “zıplamak” zorundadır.

Ancaaak tabiki de oyun bu rutinlikte devam etmeyecektir ve ortadaki ebe yahut gönüllü kendi yerine geçmesi için bir kurban seçmelidir. Ebe, çemberin dikkatinin tamamen kendisinde olduğu anı fırsat bilerek “burcu says that” demeden bir fiil söyler. Eğer ki zorunlu cümle söylenmeden ortaya atılan fiil herhangi bir katılımcı tarafından yapılırsa işte o kişi ebe olmak zorunda olur.

Bir örnekle pekiştirmek gerekirse (anlaşıldığına eminim ama :) )  

Burcu says that……Jump (herkes zıplar)

Burcu says that……Sleep (herkes uyuyormuş gibi yapar)

Burcu says that……Crawl (herkes yerde sürünür)

clap! …….. (eğer o anki dalgınlıkla alkış yapan olursa işte dananın kuyruğunun koptuğu an!)

Öyle ki grup kalabalık olduğunda ve gerçekten eğlenceli ve yaratıcı fiiller kullanıldığında bu oyunun sizi kahkaha krizine sokmaması içten bile değildir.

Bir de grubun 15 kişi olduğu düşünülürse ve oyundaki süreklilik göz önünde bulundurulursa öğrenilen fiil sayısı en az 20 olacaktır. Bence bir kişi günde 20 fiil ezberleyebilir ama onları bir sonraki gün yanlışsız tekrar etmesi pek mümkün olmayacaktır. Ancak bu oyundan sonra öğrenilen fiillerin unutulması o kadar da kolay olmayacaktır.

İyi Eğlenceler :)