//
you're reading...
Genel İngilizce

İngilizce ile Türkçe arasındaki benzerlik ve farklılıklar

Amacım ayrımcılık değil sadece biraz daha samimi olmak adına sevgili İngilizce’ye “sen, sevgili Türkçe’ye de “ben” diye hitap edeceğim. Öyle ki birazdan yazacağım konuları çözebilmek için ben de epeyce uğraşmıştım.

“SEN” VS “BEN”

Sen her cümlenin başına bir özne koymak zorundasın, ama benim böyle bir şeye ihtiyacım yok. Kimden bahsettiğim gayet kolay anlaşılır. Bir nevi anlayan anlar.

Sen dünyaya hakim olmuşsun, kendini öğretmişsin herkese. O yüzden de herkesin seni öğrenmesini bekliyorsun. Halbuki biz yüzyıllarca böyle bir gereksinim duymamışız. Belki de kendimizi kanıtlamaya ihtiyacımız olmamış. Ama şimdi öyle mi ya, ne diyeyim haklısın.

Sen çok titizsin, en küçük detaylara takılıyorsun. Ne var yani bir kez “geldim” desem ve sen bana “hangi zamanda?” diye sormasan. İlla ki eklenti koymam gerekiyor kendimi sana anlatabilmek için. Halbuki ben öyle miyim yahu “geldim” diyorsam gelmişimdir. Bu kadar basit. 5 temel zaman dilimiyle paşalar gibi  anlatırım derdimi. Ne gerek var 12 tane farklı zaman dilimi ortaya atmaya. Şimdi gel de çık işin içinden.

Sen yok musun sen..eciş bücüş, küçücük kelimeleri aralara sokuşturup bir de üstüne uydurduğun “preposition” kelimesiyle nasıl da birbirine kattın yine her şeyi. Ne gerek var şimdi durduk yere o kelimelerin aralarına attığın iki bilemedin üç harften oluşan eklentileri koymaya. Ne yapalım insanlık hali, unutuveriyoruz onları sonra cümle tümden gidiyor. Halbuki ben ne yapıyorum her zamanki gibi işleri kolaylaştırıyorum. Önemli olan kelimedir, istersen sonuna bir ek koyarsın, olur sana mis gibi anlamlı cümle.

Şu senin kelimelerini, cümlelerini okuması yok mu, işte en büyük tasa da orada. Yazdığınla söylediğin bir değil ki bu nasıl bir çelişkidir, nasıl güveneyim ben sana şimdi. Kendisiyle çelişmek tam da bu olsa gerek. Sen yazmışsın oraya “emotion” ama diyorsun ki “imooşın” hadi bu yine iyi bir de şu var “emergency” neymiş efendim “imörcınsi” yok artık! Daha sayardım da neyse…

Halbuki ben öyle miyim? Ben ne diyorsam o dur. “gel”diyorsam “gel”,”sandalye” diyorsam “sandalye”. Neysen o olacaksın, ben bunu bilir bunu söylerim..

Bir defa aramızda uçurumlar var. Sen gelmişsin başka aile kökenlerinden, ben gelmişim farklı aile kökenlerinden. Olmaz bu iş ben sana diyeyim. Bir defa aileler uymuyor birbirine. Anlaşmamız çok zor.

Benim anlamadığım bir başka konu daha var. İzninle sana sorayım. Beni öğrenmek için herkes yıllarca çalışır. En temel dilbilgisi bizde ilkokulda verilmeye başlar. Hatta ben dilbilgisini üniversitede bile öğretiyorum. Ne demişler önce kendi dilini öğreneceksin. Halbuki ben duydum ki sen dilbilgisine ben kadar önem vermezmişsin, ilkokulda temelini öğretip bırakırmışsın. Öyle iş olur mu? Unutulur gider. Ama buna rağmen anlamadığım şey şu, nasıl oluyor da sen bu kadar az dilbilgisi öğreterek bu kadar çok kişiye kendini öğretebiliyorsun. Ben aralıksız bu kuralları öğretiyorum yine de öğrenilmiyor. Tuhaf şey valla. Hep derler ya benim dilbilgisi kurallarım zordur, muhtemelen ondan kaynaklanıyor. Senin kurallarını öğrenmek daha kolay olsa gerek. Yoksa onca insan nasıl konuşur seni?

Bir de bir şey duydum ki gülmekten kırıldım vallahi. Neymiş efendim senin mantığına göre zaman gidermiş. Zaman hiç gider mi yahu, nasıl bir mantığın var senin. Gidecekse insan gider. Mantığa bak, zaman nereye gidiyorsa artık. İnsan gidecek ki zaman da onunla gidecek. Ya sabır!

Bak aklıma ne geldi. Güya hep ben sana özeniyormuşum da senin kelimelerini çalıp kendime benzetiyormuşum. Ne münasebet bir defa sen de yapıyorsun aynı şeyi. Dikkatimden kaçtı sanıyorsan yanılırsın. Bak sıralayayım da gör.

“Sultan” kelimemi benden almışsın, ama “saltın” diyorsun. Nereden geldi o kelime söyle bakalım?

Sen daha yoğurdu bilmezken biz ayran içiyorduk canım. ona da “yoghurt” demesini bilmişsin bakıyordum.

Bizim çarşımıza pazarımıza kadar girmişsin, bir de güzel uydurmuşsun ki “bazaar” diye. Helal valla.

Paşalar gibi dururum karşında ama senin dediğin gibi “pasha” lar gibi değil.

Hadi kebabı, döneri, baklavayı geçtim. (Senin tabirinle “kabab, doner, baklavah”.) Ne de olsa yeni tanıştığınız yemekler. Bu güne kadar aç yaşadığınız için bunları kullanmanıza gönlüm razı. Karnınız doysun yeter ki.

  Amaa kısmette senin de kısmeti öğrenmen   varmış en çok ona şaşırdım. “kismet” ha çok    güzel.

 Bakma sen bana, severim seni ben. Ne de olsa  bir zamanlar böyle senli benliymişiz.  Aramızdan su sızmazmış.

 

O zamanların hatırına var mısın dostluğuna bi (bridge) briç oynamaya??

Tartışma

One thought on “İngilizce ile Türkçe arasındaki benzerlik ve farklılıklar

  1. Çok eğlendim okurken🙂 Eline, fikrine sağlık! Saygılar…

    Posted by sherolemma | Aralık 17, 2011, 10:16 am

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: