//
you're reading...
Öğretmenlik Mesleği

Eğitim Pamuk İpliği gibi..

Geçmişte yaşıyoruz, evet inkar etsek de etmesek de kendimizi bir anda geçmişte buluveriyoruz. Haklıyız, çünkü bazen öylesine geri dönüşü olmayan hatalardan geçiyoruz ki zaman ilerledikçe, bizler de farkına varıyoruz.

Yine konuyu eğitime bağlayacağım, can alıcı bir noktadan bahsedeceğim bugün. 

Çocukluğumuza gideceğiz, şöyle bir dönüp bakacağız ve aslında nereden nereye gelmişiz deyivereceğiz.

Çok fazla kendimden örnek vermek istemiyorum ama bunu paylaşırsam belki de gelecek kuşaklara yada günümüzde var olan eğitimcilerimize birer ışık olur diye düşünüyorum. 

İlkokul 4. sınıftayım. Sene kaç söylemeyeceğim. Ne çok uzun ne de kısa bir süre önce işte. Ama dün gibi aklımda her karesi, her saniyesi.                                                                    

Tramvatik denilebilecek bir ilk 3 yılın ardından başka bir okula nakil oluyorum. Okul benim için kabus demek. Detayları boşverelim. 

Korkuyorum, kimseyi tanımıyorum, 4. sınıf benim için bir milat ve başlıyorum. Sınıfa bir öğretmen geliyor. Uzun boyu, çizgili alnı, geniş omuzları, simsiyah saçları ve bıyıklarıyla adeta her adımında bir gümbürtü koparıyor sınıfta. Çocuğum ya tabi her şey gözüme büyük gözüküyor. Zaten ilk 3 senem garip bir şekilde geçmiş, tam da her şey düzelecek derken alıveriyor beni bir korku.

Alışıyorum, zaman geçiyor. Hatta sevmeye bile başlıyorum. Derken işte asıl film başlıyor. Şimdiye kadar reklamları izlemiş olduğumu anlıyorum ve gerçekle karşı karşıyayım.

Her gün bir savaş çıkıyor sınıfta, kümeleşme yapılıyor, her kim ödevini yapmadıysa hayatı boyunca unutamayacağı bir tokat hissediyor yüzünde. Kırmızı suratların sayısı giderek artıyor. 

Sınıftaki imtiyazlı öğrencilere dokunulmuyor, hatta onlar sınıf başkanı, yardımcısı vs oluyorlar. 

Kitaplarımızı satır satır okumaktan, okuma becerim bir anda gelişiveriyor ama anlıyorum ki dinleme becerim çok zayıflıyor. Çünkü kimse dinlemem gereken bir şey anlatmıyor. Yazma becerim derseniz daha o yaşta sürat rekoru kırmak üzere. Çünkü hızlı yazmaya alışmam için sınıfta yarış yaptırılıyor. Çok iyi yazıyorum, çok iyi okuyorum ama ne okuduğumu anlıyorum ne yazdığımı, onlar sadece yerine getirilmesi gereken görevler benim için. Anlamıyorum, hiçbir şey duymuyorum, algılayamıyorum.

Derken yeni bir sistem geliyor sınıfa, artık seçilen öğrenciler sınıfta öğretmen görevi yapıyorlar ve okunması gereken yerler belirlenip yazılması gereken yerlerin altı çiziliyor. Haydi başlıyoruz yazmaya.

Bazen burnuma gelen bir koku vesilesiyle kafamı çeviriyorum, galiba öğretmenimizin canı bir şeye sıkılmış, sigarasını yakmış dışarıyı izliyor. Ne oldu acaba?

Bazen de bu sabah herhalde geç uyandı diyorum çünkü gazetesini okuyacak vakti olmamış o da gazeteyi sınıfa getirmiş ne yapsın. 

Öğretmenler günü geliyor, bir telaş çarşı pazar geziyoruz annemle. Herkes hediye alacak, ben almazsam çok ayıp olur. Ne alacağımızı bilmiyoruz. Kül tablası alıveriyoruz paşabahçeden mavi renkli  iki tane. Ne kadar da iyi düşünmüşüz aslında, uzun yıllar sonra farkına varıyorum. 

Okulun son günü, 5. sınıfı bitiriyoruz, karnelerimiz hazır. Sabırsızlıkla bekliyoruz. Ama önce o meşhur yıl sonu konuşmasına başlıyor öğretmenimiz.

“Sevgili çocuklar, sizlerle birlikte bir eğitim öğretim yılını daha bitirdik, artık büyüdünüz, orta okula gideceksiniz. Anne babalarınıza layık, Atatürk ilke ve inkılaplarına uyan bir öğrenci olmaya devam edin…”

Kafam karışıyor, gözlerim doluyor. Galiba büyüyorum. Aldığım eğitim ile ortaokula gitmeye hazırım. Harika bir öğrenci olacağım. Doldum taşmak üzereyim..

Bu sadece bir örnek, biliyorum “bu ne ki” diyenlerin yanı sıra “yok artık” diyenler de olacaktır. Ne yazık ki gerçek. Binlerce gerçekten sadece bir tanesi belki de.

Bir süre sonra “Neden idareye bildirmediniz?” cümlesini duyuyorum. İdare ne demek ki? Öğretmen kutsaldır hem ne şikayeti, duymamış oluyoruz, çok ama çok ayıp bir şey. Ne de olsa etimiz onun kemiğimiz ailemizin. Bu deyimi o zaman öğreniyorum ilk kez. 

Ben de öğretmen oldum öğretmenim. İkimiz de öğretmeniz ne hoş değil mi?

  Ama olamayadabilirdim…                                   

Tartışma

Henüz yorum yapılmamış.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: