//
you're reading...
Havadan Sudan, Yaratıcı Drama

Birazcık tiyatro…

Geçenlerde yine dernekte yapılan etkinliklerden birindeydim. Bu kez drama ağırlıklı değil de tiyatro ağırlıklı bir program vardı. İsviçrenin Cenevre kentinden gelen ve ne yazık ki ismini not aldığım halde tüm uğraşlarıma rağmen bulamadığım ve bu nedenle ismini burada paylaşamadığım bir oyuncu ve partneri bir bayan vardı.

Biz katılımcılar dramaya alışkın olduğumuz için bir drama atölyesi beklentisi içindeydik ancak bir tiyatro söyleşisi içinde buluverdik kendimizi. Ancak öyle ilginç noktalar vardı ki dikkatimizi çeken, şaşırmamak elde değildi.

Bilindiği üzre İsviçre dört resmi dil kullanan bir ülkedir.Kuzey ve orta İsviçre’de Almanca, batıda Fransızca, güneyde İtalyanca ve güneydoğuda çok az bir kesim tarafından da Romanş dili konuşulur. Ancak yoğunlukta olarak İsviçre Almancası ve İsviçre Fransızcası kullanılmaktadır.  

Söyleşiye gelen oyuncu bey de İsviçre’nin Fransız  kesiminde yaşayan ve Fransızca konuşan bir beydi. Konuşmasının başında öncelikle İsviçre’deki Alman kesimi ile Fransız kesimi      arasındaki farklılıklara değindi. 

Cenevre’ deki sanat etkinlikleri ile ilgili olarak sanatın son yıllara kadar çok az geliştiğini hatta Almanya etkisinden dolayı Cenevre’deki sanatçılara yeterince değil hiç önem verilmediğini hatta sanatın, tiyatronun, oyunculuğun onlar için hiç de gerekli etkinlikler olmadığını ve insanların bu tarz etkinliklere katılmasını zaman kaybı olarak değerlendirdiklerini anlattı.

Peki sanatı meslek olan kişilerin geçimlerini nasıl sağladıklarını sorduğumuzda diğer mesleklerde olduğu gibi maaşla çalışan yada oyun başına ücret alan sanatçılar olduğunu ancak bunların vasıfsız işçi niteliğinde paralar kazandıklarını ve geçimlerini sağlamakta zorlandıklarını anlattı.

Ancak 2. dünya savaşından sonra bu alanda (çocuk tiyatrosu da dahil olmak üzere) öylesine hızlı gelişmeler olmuş ki ellerindeki imkanları fazlasıyla sanat etkinliklerine ayırmaya başlamışlar. Hatta öyle ki (bunu duyduğumuzda ağzımız açık kalmıştı) devlet bütçesinin 5 te 1 i günümüzde sanat faaliyetlerine ayrılmaktaymış. Düşünsenize bir devletin toplam bütçesinin 1/5 i nasıl büyük bir miktardır ki kendi ülkemizi değil İsviçre’yi düşündüğümüzde bu miktar daha da artıyor. Hem hali vakti gayet yerinde olan bir ülke hem nüfus yoğunluğu ülkemize oranla oldukça küçük bir ülke..İşte gelişimin resmi..

İşin tuhafı İsviçre’de medya sanat etkinliklerine ve sanatçılara çok da fazla önem vermiyormuş ki bu da bana “dön de bir kendi ülkene bak” dedirtti.

Peki hangi tiyatro türleri gelişmiş hangileri gelişmemiş diye sorduğumuzda ise Experimental tiyatronun çok fazla gelişmediği, daha çok bütünsel tiyatronun gelişim gösterdiğini söyledi. (bkz.google) Gelişen  bu yapı içinde müzik, resim, dans, oyun gibi her türlü etkinliğe de tiyatroları içinde yer verildiğinden bahsetti.

Peki ne zaman gelişmeye başlamış tiyatro? İnanmayacaksınız ama 1980li yıllarda ilk kez konservatuvar eğitimleri verilmeye başlanmış. Tabiki de öncesinde pek çok etkinlik yapılıyormuş, ancak bunlar kırsal kesimde yada şehirlerde yapılan küçük çapta tiyatral etkinlikler.

İsviçre’nin Fransız kesiminde küçük köylerde amatör tiyatrolar varmış. Bu tiyatrolar için insanlar aylık küçük miktarlarda aidat öderlermiş ve oradan elde edilen gelirle sene sonlarında oyunlar sahnelenirmiş. 

Bu arada bu bey ve hanımın yaptığı işten de bahsedeyim biraz. Bizim derneğimizin tiyatro festivali dahilinde hazırladığı bazı etkinlikler içinde yer alan bu iki oyuncu, Nazım Hikmet günü düzenlediler.

Ana dili Fransızca olan bir beyefendinin sahne kendisine geldiğinde piyanonun tuşuna basılır basılmaz iliklerine kadar hissederek Nazım şiiri okumaya başlaması, bunu izleyicilere de aynı hissiyatla yansıtması tarif edilemezdi.

Diğer taraftan piyanonun tuşlarını ilmek ilmek dokuyan bir hanımefendinin, Nazım Hikmet şiirini okuyan beye kendi yaptığı bestelerle eşlik ederek ve ara sıra da piyanonun başından ayrılıp şiiri ahenk içinde bir düetle bize aksetmesi mükemmel ötesiydi.

Ben kırk yıl düşünsem ana dili Türkçe olmayan birisinden dinlediğim Türkçe bir şiirden bu kadar etkileneceğimi düşünmezdim. Ama oldu..

Neyse dönelim yine tiyatroya, eklemek istediğim bir iki nokta daha var. İsviçre denilince akla ilk “saat” geliyor değil mi? Dünyaca ünlü marka saatlerine ev sahipliği yapan İsviçre meğerse gerçekten de “saat” gibiymiş. İnsanlar günlerini dakikalarla yaşarlarmış ve planlı programlı bir hayat tarzını her alanda yansıtırlarmış. Dolayısıyla bu dakiklik, planlı olmak, işkoliklik onların sanat yönünün bastırılmasına sebep olmuş. Daha soğrusu sanat alanında da teknik kısma yoğunlaştıkları için artistik taraflarını geliştirememişler. 

Bu teknik ve artistik kısıma örnek vermek gerekirse, kurallarla yaşayan dakik kesim daha ciddi devlet tiyatroları tarafından sergilenen oyunlara giderken, diğer kesim daha küçük bütçelerle yapılan tiyatrolara ilgi gösterirmiş.

Not alabildiğim ve aklımda tutabildiğim noktaları paylaşmaya çalıştım sizlerle. İsteyenler gereksiz bilgiler klasörlerine de ekleyebilirler🙂

SevgileR🙂

Tartışma

Henüz yorum yapılmamış.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: